İslamiyet


Tek Terbiye Usülü



Bir öğretmen olarak hep merak etmişimdir. İnsan, içinden çıktığı toplumun eksiklerini nasıl görmeli, onları nasıl düzeltmeli diye. Peygamber Efendimiz (s.a.v) dönemindeki toplumun sosyal ve kültürel özellikleri ortada. Bu insanları nasıl yetiştirdi, onlara nasıl şuur kazandırdı, onları numune birer dava adamı haline nasıl dönüştürdü? Peygamberimiz’i (s.a.v) bir usve-i hasene yapan özelliklerin yanında, eğitimci yapan hususiyetler nelerdi?


Bir öğretmen olarak hep merak etmişimdir. İnsan, içinden çıktığı toplumun eksiklerini nasıl görmeli, onları nasıl düzeltmeli diye. Peygamber Efendimiz (s.a.v) dönemindeki toplumun sosyal ve kültürel özellikleri ortada. Bu insanları nasıl yetiştirdi, onlara nasıl şuur kazandırdı, onları numune birer dava adamı haline nasıl dönüştürdü? Peygamberimiz’i (s.a.v) bir usve-i hasene yapan özelliklerin yanında, eğitimci yapan hususiyetler nelerdi?

İslam dininin nihai hedefi dünya ve ahiret için ideal bir toplum kurmaktır. Mükemmel bir toplumu oluşturmak için eğitime çok büyük iş düşüyor. Eğitim gibi ehemmiyetli bir işe Peygamberimiz de “asr-ı saadet” devrinde çok önem vermiştir. Her sahabeye ayrı ayrı çaba sarf eden Efendimiz, her birerini bir mevzuda örnek alınır hale getirmiştir.

Peki, bu nasıl olmuştur?

Öncelikle eğitimin maksadını, maddesi ve manasıyla iyi insan yetiştirmek olarak ifade eden Peygamberimiz (s.a.v), akdine ve ahdine sadık nesiller yetiştirmeyi hedeflemiştir.

Hayatını kendisine adayan güzide Sahabe Efendilerimiz’de olunca, Hazret-i Muhammed (s.a.v) onların eğitimine bütün ömrünü vakfetmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) biliyordu ki muhatap üzerinde psikolojik etki yapmayan, ona itimat ve güven telkin etmeyen bir eğitimcinin, başarılı olma şansı yoktur. O, sahabeyi yetiştirme sürecinde, gayet prensipli ve ilkeli davranarak, önce güven telkin etti, arkasından onların gerek dünyevi gerekse uhrevi yönden yüksek ahlaki erdemlerle mücehhez hale gelmesini sağladı.

Daha sonraki dönemlerde İslam âlimlerinin eserlerinden kaynak belirtmeden kopyalama yapıp, “yeni çağdaş metotlar” diye bunları sunanlar oldu.Hatta günümüz bazı eğitimcileri, O’nun talim terbiye usullerini, çağdaş eğitim öğretim metotları, diye nitelendirerek prim yapmaya çalışıyorlar. Ancak madde ve mana bir tutulmadığı için eğitim muvaffak olmuyor. Peki, gerçekte neydi Peygamberimizin usulleri?

Birkaç başlıkta sıralayalım.

Tatbik ederek, uygulayarak öğretirdi

Bizzat göstererek öğretmesi O’nun en önemli eğitim usullerinden biriydi. Muhatabın meseleyi kolayca anlayabilmesi için, hafızasına sadece duyarak değil görerek kaydetmesine çalışırdı. Bir kişi Peygamberimize gelerek abdestin nasıl alınacağını sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.v.) hemen bir kap su istedi. Kendisi abdest alarak; “İşte abdest böyle alınır. Bundan eksik veya fazla yapan kimse yanlış yapmış olur.” buyurdular. (Ebu Davud, Taharet, 52)

İnsanların daha kolay öğrenmesi için vereceği bilgileri şekil çizerek ve beden diliyle destekleyerek anlatırdı. İnsanların anlatılanlara değil gördüklerine daha çok ehemmiyet verdiklerini bildiğinden, biz eğitimcilere de ders vermek için dramatizasyon usulünü kullanırdı. Eline aldığı değnek ile yere bir çizgi çizerek, “İşte bu Yüce Allah’ın yoludur.” buyururdu. Sonra bu çizginin sağına ve soluna ikişer çizgi daha çizerek, “Bunlar da şeytanın yollarıdır.” buyurdu. Ardından elindeki değneği atarak, elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve “Dosdoğru yoluma uyun. Sizi Allah’ın yolundan ayrı düşürecek yollara sapmayın. Allah size bunları sakınasınız diye tavsiye etmektedir.” mealindeki ayet-i kerimeyi okudu.

Kavramları anlatmak için güzel teşbihler yapardı

Öğrenciler tarafından kitap okumanın iyice azaldığı günümüzde düşünmek ve kavramları anlamak da aynı oranda zorlaştı. Anlatılanları muhatabın zihnine yerleştirmek için günlük olaylarla anlatılmak istenen mesajı birleştiren Peygamberimiz (s.a.v), harika bir eğitim metodu sergilemekteydi.

“Ne dersiniz, birinizin kapısının önünden bir nehir geçse de günde beş vakit yıkansa, o kişinin kirinden bir şey kalır mı?” sorusuyla dikkatleri mevzuya toparlama tekniğini kullandıktan sonra, “Beş vakit namaz da böyledir. Onlarla Allahü Teâlâ günahları siler.” (Tırmizi, Edep,80) buyurarak, meselenin önemini kavratmış olurdu.

Hadiselere müspet yaklaşırdı

“Mümin kulun her işi hayırdır. Ona bir iyilik gelirse şükreder, musibet dokunursa da sabreder, yine onun için hayırlı olur.” (Müslim, Zühd,64) buyuran Efendimiz ümmetini ve kendisini model alan eğitimcileri hadiseler karşısında müspet tavır almaya davet etmektedir. “Her problem bir fırsattır.” diye düşünmek eğitimcinin düsturu olmalıdır. Nasıl ki bir araba yıkayıcısı gelen kirli arabalar münasebetiyle arabaya ve sahibine kızmıyor bilakis işlerim açıldı diye seviniyorsa, eğitimci de zaten yanlış yapma çağında olan öğrenciyi görünce kızmamalı, yanlışlarını düzelttikçe hem uygulamaları pekiştiriyorum hem de yeni şeyler kazanıyorum düşüncesiyle sevinmeli, yaptığı ulvi işin farkında olmalıdır.

Basitten zora doğru sabırlı bir şekilde öğretirdi

İnsan nasıl tedricen yaratılıyorsa eğitimi de aynı olmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v) mevzuları basitten zora, ön bilgiden gayeye, müşahhastan mücerrede, ehem-mühim sıralaması yaparak aktarırdı. Çağdaş eğitim kuramlarında da yeni yeni tedricilik ve kişiye göre eğitim stilleri tavsiye edilmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) sahabeye bilgi verirken sözü uzatmaz, az ve öz konuşurdu. Derslerinin muhtevasını zengin tutar, dikkatlerin dağılacağını anladığında hikâye ve kıssalarla dersi zenginleştirirdi. Çünkü kalp ve ruh yorulduğunda manayı düşünüp idrak zorlaşır. Dikkat dağılır ve anlama zorlaşır.

Cezayı sevmez, olumlu davranışları över ve özendirirdi.

İbni Abbas (r.a) anlatıyor; Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) abdest almak üzere kalktı. Ben de hemen bir kaba su hazırladım. Peygamberimiz (s.a.v) hazırlanmış su dolu kabı görünce herkesin içinde kimin hazırladığını sordu. Ben hazırladım deyince; “Allah’ım onun dindeki anlayışını artır.” diyerek bana dua ve taltif ettiler. Beğenilmek ve takdir edilmek her insanın hissetmek istediği bir şeydir. Her öğrencinin yaptıklarının altında aslında fark edilmek ve değerli hissedilmek yatar. Neyi doğru neyi yanlış yaptıklarını büyüklerin beğenisine bakarak şekillendirirler. Devamlı azarlanan ve eleştirilen çocuklar zamanla kendilerinden ümidi keserler. Olumsuz davranışları da herkesin içinde isim vermeden, kişiyi rencide etmeden dile getirirdi. Ben dilini iyi bir şekilde kullanarak “Bana ne oluyor ki sizi falanca yanlışı yaparken görüyorum” (Ebu Davud, Edep,6) buyurarak dikkat çekerdi.

Şartları beklemez, kendisi tayin ederdi

Eğitim için şartların olgunlaşmasını beklememiş, fırsat eğitimi yaparak şartları kendisi belirlemiştir. Her fırsatta, dağda, harpte, otururken, çalışırken, hasta ziyaretinde eğitim vermiş, öğretilmesi gerekenleri öğretmiştir. Özellikle toplum hafızasının kirlendiği zamanımızda en büyük hastalığımız nemelazımcılıktır. Her koyun kendi bacağından asılıyor; ama kokusu yedi mahalleyi sarıyor.

Bu sebeple görülen yanlışlar, kırıcı olmadan düzeltilmeli hem kişinin hem de çevresinin dejenere olmasının önüne geçilmelidir. Peygamberimizin bu eğitim düsturları zamanımızın yeni
hastalıklarına ilaç olduğu gibi eğitim zafiyetlerine de şifa olacaktır.

Hoca, eğitimci, öğretmen, anne baba kısacası her mürebbi bir nakış ustasıdır. Talebe, öğrenci, çocuk kısacası her eğitilen de nakışın o beyaz sathıdır. İşlemedeki hata satha değil işleyene aittir. Binaenaleyh nakkaş hatayı kendisinde aramalı, devamlı kendisini yetiştirmeli, zinde tutmalıdır. Ahlakı Allah’tan öğrenen ve en büyük mürebbi tarafından terbiye edilen Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) eğitim metotlarına sarılmak, İslam büyüklerinin halleriyle hâllenmeye, onların talim terbiye usullerini inceleyip onlar gibi yapmaya çalışmak eğitimcileri gayelerinde muktedir kılacaktır.

Önce ruhlara sonra beyinlere hitap ederdi

Tevbe suresinde Peygamberimiz (s.a.v) ile alakalı olarak “İçinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. Size çok düşkündür.” ifadeleri biz eğitimcilere de misal teşkil etmelidir. O’nun talebeleri olan ashabına muhabbeti o kadar çoktu ki bütün sahabeler, Peygamber’in (s.a.v) en çok kendisini sevdiğini düşünürlerdi.

Eğitimci muhabbet harcıyla öğrencileri, anne baba da aynı harçla çocuklarını kenetlemeli, iletişim bağını kesinlikle koparmamalıdır.

 








Yorumlar

Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum yapmak için aşağıda bulunan yorum formu aracılığı ile yorum yapabilirsiniz.



Yorum yap

Ad Soyad *

Email *

Yorum *






Mini Sohbet
Kur'an-ı Kerim Öğren
Ziyaretçi Defteri
365 Gün Duâ
Nefis Muhasebesi
Facebook Sayfamız