İslamiyet


İslâm’a İlk Giren Kimseler



İbni İshak; Eş’as b. Kays’ın kardeşi Afifin, annesine şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben, ticaretle uğraşan bir adamdım. Hac mev¬siminde Mina’ya geldim. Abdütmuttalib oğlu Abbas da tüccar bir adam¬dı. Yanına varıp kendisinden bir şeyler satın aldım. Ben de ona bir şeyler sattım.


İbni İshak; Eş’as b. Kays’ın kardeşi Afifin, annesine şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben, ticaretle uğraşan bir adamdım. Hac mev¬siminde Mina’ya geldim. Abdütmuttalib oğlu Abbas da tüccar bir adam¬dı. Yanına varıp kendisinden bir şeyler satın aldım. Ben de ona bir şeyler sattım. Bir ara biz orada durmakta iken, çadırdan bir adamın çıkıp Kâbe’ye yönelerek namaz kıldığını gördük. Sonra bir kadın gelip aynı istikamette namaza durdu. Daha sonra bir çocuk gelip yanlarında na¬maz kılmaya başladı. Ben:
“Ey Abbas, bu din nedir? Bu dinin ne olduğu¬nu bilmiyoruz.” dedim. Abbas dedi ki:
“Bu, Abdullah oğlu Muhammed’dir. Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini, kisra ile kayserin hazinelerinin ken¬disine açılacağını iddia ediyor. Bu da zevcesi Hüveylid kızı Hatice’dir ki, ona iman etmiştir. Diğeri de amcası oğlu Ali b. Ebi Talib’tir ki, o da ken¬disine iman etmiştir.” Afif dedi ki:
“Keşke o gün, ben de ona iman edip dördüncü mü’min olsay¬dım!” İbrahim b. Sa’d da bir rivayetinde şöyle demiştir:
“Yakınlardaki bir çadırdan bir adam çıktı, semaya baktı. Güneşin tepeden yana meylettiğini görünce namaza durdu.” Böyle dedikten son¬ra Hatice’nin de gelip Rasûlullah’ın arkasında namaza durduğunu söy¬lemiştir.
İbn Cerir, Muhammed b. Ubeyd el-Muharib vasıtasıyla Yahya b. Afifin şöyle dediğini rivayet eder:
“Cahiliye zamanında Mekke’ye gel¬dim. Abbas b. Abdülmuttalib’e misafir oldum. Güneş doğduğunda ve se¬maya yükseldiğinde Ka’be’ye bakıyordum. O esnada bir genç geldi. Göz¬lerini semaya dikti, sonra Ka’be’ye yöneldi. Ka’be’ye yönelik olarak na¬maz kıldı. Çok geçmeden bir delikanlı gelip onun sağında namaza dur¬du. Az bir süre sonra bir kadın geldi. Bu ikisinin arkasında namaza dur¬du. Genç rükûa vardı. Delikanlı ile kadın da rükûa vardılar. Genç rükûdan kalktı, delikanlı ile kadın da rükûdan kalktılar. Genç secdeye kapandı, onlar da secdeye kapandılar. Dedim ki:
— Ey Abbas, bu, büyük bir iş!
— Evet bu, büyük bir iş. Bunun kim olduğunu biliyor musun? Diye sor¬du. Ben de:
— Hayır, dedim.
— Bu, Abdülmuttalib oğlu, kardeşim Abdullah’ın oğlu Muham¬med’dir. Şu delikanlının kim olduğunu biliyor musun?
— Hayır.
— Bu da, Ebu Talib oğlu Ali’dir.
Şu arkalarında namaza durmuş olan kadının, kim olduğunu biliyor musun?
— Hayır.
— Bu da kardeşim oğlunun zevcesi, Hatice binti Hüveylid’dir. Bu, hana Rabbimin, göklerin ve yerin Rabbi olduğunu anlattı. Kendilerine bu namazı O emretmiştir. Allah’a andolsun ki yer üzerinde bu üç kişiden başkasının bu din üzerinde bulunduğunu bilmiyorum.”
İbn Cerir, tarihinde İbn Abbas’ın şöyle dediğini rivayet eder: “İlk na¬maz kılan kişi Ali’dir.”
Abdülhamid b. Yahya, Cabir’in şöyle dediğini rivayet eder: “Pey¬gamber (s.a.v.), pazartesi günü risaletle görevlendirildi. Salı günü de Ali namaz kıldı.”
Amr b. Mürre, Ensâr’dan bir adam olan Ebu Hamza’nın şöyle dedi¬ğini rivayet eder: “Zeyd b. Erkam’ın şöyle dediğini işittim:
“Rasûlullah (s.a.v.)’la birlikte ilk Müslüman olan kişi, Ebu Talib oğlu Ali’dir.” Bu rivayet, Nehaî’ye hatırlatılınca, o bunu inkar etmiş ve şöyle demiş: “İlk Müslüman olan, Ebu Bekir’dir.
Bütün bu kavilleri, şöyle uzlaştırmak mümkündür: Kadınlardan ilk Müslüman olan, Hz. Haticedir. İfadelerin zahirinden de bu anlaşıl¬maktadır. O, aynı zamanda erkeklerden önce de Müslüman olmuştur.
Kölelerden ilk Müslüman olan, Zeyd b. Harise’dir.
Çocuklardan ilk Müslüman olan, Ebu Talib oğlu Ali’dir. O zamanlar çocuk idi. Meşhur rivayete göre buluğa ermemişti. Bunlar, Müslüman olurlarken Hz. Peygamberin aile efradından idiler.
Hür erkeklerden ilk Müslüman olan da Ebu Bekir es-Sıddık olmuş¬tur. Onun İslâm’a girişi, Önce İslâm’a girmiş olan diğer şahıslarınkine nispetle daha yararlı olmuştur. Çünkü o, Kureyş’te kıymet gören bir re¬is, büyük bir şahıs, mal sahibi, zengin ve İslâm’a davet eden bir kimse idi. Allah’a ve Rasûlüne itaat uğruna malını sarf ederek sevilen bir kim¬se olmuştur.
Sahih-i Buharî’de Ebu Derda’dan rivayet olunduğuna göre Ebu Be¬kir ile Ömer arasındaki tartışma üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu¬yurmuştur:
“Allah, beni size gönderdi, siz “yalan söyledin” dediniz. Ebu Bekir ise; “doğru söyledi”, dedi. Canı ve malı ile bana iyilikte bulundu. Ar¬kadaşımı artık bana bırakmayacak mısınız?” Bu sözü, iki kez tekrarla¬dı. Bundan sonra artık Ebu Bekir’e eziyet edilmedi. Bu söz, Ebu Bekir’in ilk Müslüman olduğu hakkında bir nass gibidir.
Tirmizî ile îbn Hibban, Ebu Said’in şöyle dediğini rivayet etmişler¬dir: Ebu Bekir es-Sıddık dedi ki:
“İnsanlar içinde ona en layık olan ben değil miyim, ilk Müslüman olan ben değil miyim, falan şeyin sahibi ben değil miyim?”
Daha önce îbn Cerir’in bu hadisi, Şu’be kanalı ile Zeyd b. Erkam’dan rivayet ettiğini söylemiştik. O rivayete göre Zeyd şöyle demiştir: “İlk Müslüman olan, Ebu Talib oğlu Ali’dir.”
Amr b. Mürre dedi ki: “Ben bunu İbrahim en-Nehaî’ye anlattığımda o bunu inkâr edip şöyle dedi: “İlk Müslüman olan, Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.)’tır.” Bu görüşün ehl-i sünnetin cumhuruna ait olduğu meşhurdur.
Sahih-i Buharî’den Hemmam b. Haris’in Ammar b. Yasir’den şöyle bir rivayeti vardır: Ammar dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)’ı gördüğümde be¬raberinde sadece beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir vardı.”
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mesud’un şöyle dediğini rivayet etmiş¬tir: “İslâmiyet’ini ilk açıklayan yedi kişidir: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Ammar, Ammar’ın annesi Sümeyye, Süheyb, Bilal ve Mikdad.” Cenâb-ı Allah, Rasûlullah (s.a.v.)’ı, amcası, vasıtasıyla himaye etmiştir. Ebu Bekir’i ise kavmi vasıtasıyla himaye etmiştir. Diğerlerine geline, müşrikler onları yakalamış, onlara demir zırhlar giydirerek gü¬neş sıcağı altında âdeta eritircesine eziyet etmişlerdir. Güneş sıcağı al¬tında eziyet görenlerin hepsi, müşriklerin isteklerine muvafakat etmişlerdir. Ancak Bilal, Allah yolunda kendi nefsini hiçe saymış, kavmini önemsememişti. Bu sebeple onu yakalayıp çocuklara teslim etmişler, çocuklar da onu Mekke sokaklarında dolaştırmışlardı. O, dolaşırken de “bir, bir” diyordu.”
Sahih-i Müslim’de, Amr b. Abese es-Sülemî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bisetinin ilk zamanında Mekke’de iken, Rasûlullah (s.a.v.)’ın yanına vardım. İlk zamanlar o, davetini gizlemekte idi. Dedim ki:
— Sen kimsin?
— Ben, peygamberim.
— Peygamber nedir?
— Allah’ın elçisidir.
— Allah mı seni gönderdi?
— Evet.
— Seni ne ile gönderdi?
— Ortağı olmayan bir Allah’a ibadet etmem, putları kırmam ve akra¬balık bağlarını kuvvetlendirmem ile gönderdi.
— Seni gönderdiği şey ne güzeldir! Bu hususta sana kim tâbi oldu?
— Hür ve köle. (Ebu Bekir ve Bilal.)”
Amr b. Abese es-Sülemî şöyle diyordu: “Ben, kendimi İslâm’ın dörtte biri olarak görüyordum. Müslüman oldum ve
“Seninle birlikte olayım mı ya Rasûlallah?” diye sordum. O:
“Hayır, kavmine git. Benim peygam¬ber olarak ortaya çıktığımı sana haber verirlerse, o zaman yanıma gel.” dedi.
Peygamber (s.a.v.)’in bu rivayetteki “hür ve köle” kelimelerinin, bi¬rer cins ismi olduğu söylenmiştir. Bu kelimelerin, Ebu Bekir ile Bilal için söylenmiş olduğu hususunda ihtilaf vardır. Çünkü Amr b. Abese’den önce Müslüman olan bir topluluk vardı. Nitekim Zeyd b. Harise, Bilal’den önce Müslüman olmuştu. Amr b. Abese’nin kendini İslâm’ın dörtte biri olarak bildirmesi, belki de onun ilmi açısındandır. Çünkü o zamanlar mü’minler, İslâmiyet’lerini gizliyorlardı. Yabancılar, çöldeki bedeviler, hatta akrabalarının birçoğu bile onların imanlarından ha¬bersizdi. Doğrusunu Allah bilir.
Ebu Davud et-Tayalisî, Ahmed ve Hasan bin Arafe, Abdullah İbn Mesud’un şöyle dediğini rivayet eder: “Ben yetişkin bir çocuk iken Mek¬ke’de, Ukbe. b. Ebi Muayt’ın koyunlarını otlatırdım. Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir yanıma geldiler. Müşriklerden kaçmışlardı. Bana dedi (ve¬ya dediler) ki;
“Ey genç! Bize içireceğin sütün var mı?” Ben de:
“Ben, gü¬venilir bir kimseyim. Başkalarının sütünü size içirmem.” dedim.
“He¬nüz üzerine koç atlamamış bir koyunun var mı?” diye sordu. Ben de,
“Evet” dedim. Yanlarına getirdim. Ebu Bekir bağladı. Rasûlullah (s.a.v.), hayvanın memelerinden tutup dua etti. Memelerini avuçladı. Ebu Bekir de onu çukur bir kayanın yanına getirdi. Sütü oraya sağdı. Sonra hem kendisi, hem de Ebu Bekir o sütten içtiler. Bana da içirdiler. Sonra Rasûlullah, memeye:
“Çekil ve büzüş.” dedi. Memelerde çekilip eski hale döndüler. Bilahare Rasûlullah (s.a.v.)’ın yanına gidip:
“O güzel sözü, (Kur’ân’ı) bana öğret.” dedim. Buyurdu ki:
“Sen, Öğretilmiş bir gençsin.” Ben de onun mübarek ağzından yetmiş sûre alıp ezberledim. Bu hususta hiç kimse benimle tartışamaz.”







Yorumlar

Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum yapmak için aşağıda bulunan yorum formu aracılığı ile yorum yapabilirsiniz.



Yorum yap

Ad Soyad *

Email *

Yorum *






Mini Sohbet
Kur'an-ı Kerim Öğren
Ziyaretçi Defteri
365 Gün Duâ
Nefis Muhasebesi
Facebook Sayfamız